Ana içeriğe atla

Dönen Vinil


    Bir plağın iğnesidir yaşamak. Döner durur, içe doğru. Ve açılır. Cümleleri kurmak için noktalara da gerek vardır. Ve böylece evrenler yaratılır. Ah, bu gece ne de harikasın. Ses, evreni yaratır. Existence müzikle var olur. Nasıl da sıfatlaştırdım eylemi ama?

    Vaftizler kaynar suya, ruhlarımız ateşten. Bu sözler gayipten değil. Noktadan bahsettin, şimdi virgül'e de yer ver. Dönen bir plaktır hayat. Böylece boyutlar birbirine bağlanır. Ses, ışık olur. Müzik çalar ve sen yaşlanırsın. Yaşlanacaksın! Her şey biter. Her şey bitecek. HER ŞEY! Bu bir edebiyat yazısı unutma. Sadece yeni bir şey deniyorum. Yine bir şey deniyorum. Ancak kendi kendine konuşma yeri de değil. Çünkü sen burada değilsin. Bazı şeylere baktığımda seni, sana baktığımda beni, yani kendimi görüyorum. Seni özlüyorum. Tıpkı dönüp dolaşıp biten plak gibi, iğneyi başa sarıyorum.

    Başa sarıyorum. Boşa sarıyorum. Sana sarıyorum. Sana sarılıyorum. Sonra savruluyorum. Sonra yine kayboluyorum ve başa dönüyoruz. Ben seni arıyorum. Ama öyle çaresizce değil. Çocukça bir heyecan işte. Ve seni bulduğumda sevineceğim. Seni seveceğim. Seni seveceğim. Seni özlüyorum. Kelimeler ne kadar da güzeller değil mi? Onlar bizim için buradalar. Bize değer verdikleri, bizi baktıkları için iyi değiller. İyi oldukları için buradalar. Kelimeler bizim tanrımız. Anlam bizim kendimiz. Anlamlar tanımla değişir. Biz sabit değiliz. Biz de değişiriz. Değişiyoruz... Ben buna savrulmak diyorum...

    Ve müzik. Kelimeler, ne kadar da nazik. Narin ve alıngan. Senin gibi. Elegant. Seni sevdiğimi itiraf ediyorum. Sonra yine uzaklaşıyorum girdaptan. Bak, bir girdap da yaşamak. Ah, dil bilgisi ve kurallar ne kadar güzel, onlar olmasa kelimelerin de olmazdı. Eğer kelimelerin anlamı olmasaydı, mesajları da olmazdı. Çünkü içermezdi. İçim el vermezdi. İstediğimi yazabilirim. İstediğini yazabilirsin. Ne güzelsin! Fark ettin mi, metnin içinde sürekli yer değiştiriyor sen ve ben. Kim anlatıcı, kim anlatan... Anlam kelimesinden geliyor bunlar hep bak, konuşup anlatman gerek. Konuşup anlatmak gerek.  Anlamak gerek. Yazmak da öyle. Duygular ne mahrem! En iyisi anlatmamak. Ama yazmak bir başka güzel, bir başka zarif. Tıpkı sen. Tıpkı annem gibi. Ah, Freud diye başlıyoruz yine! Ne demek istiyon yine? Acaba bunu yapabilir miyim? Bir metnin içinde dil kurallarına karşı gelmek. Kurallar da bana karşı mı acaba? Kurallar yıkılmak için var. 

    I just did.

    Kurallar yıkılmak için var! Ama var yani. Yâr yani. Galiba sana bir mesaj geldi. 222? Ne, Eskişehir demek mi? İtalik. Ve brütal. Ah, bu kelimeler bir gün birer şarkı olacaklar. Şarkılar da güzel kelime. Şarkılar, sanki içinde her şey var. Bir evren var, diller. Dinler. Dinler de tedbirle yaklaşılması gereken kelimeler. Bazı sesler cehennemden gelse bile güzel. İlk defa okurların gözünden okuyacaksın kendini. Ah sen ne güzelsin. Bir okurum var. Bir okurum var. Güzel okurum. Ne yazdığımı unuttum.

    Yazıların bir bitme zamanı da var. Şarkıların da var. Her şey biter. Bak yine başa sarıyoruz. Başında da söyledim, hayat dönen bi plak. Bir yerine bi' de yazabilirim, bi de. Kimse bana karışamaz. Herkes bir gün gider. Sen de. Ah gördün mü bak? Bir mesaj saklıydı kafiyemde. Kafiyeler de güzel kelime. Şiir de güzel. Sen de güzelsin. Ama şiir sevmezsin. Haha, sen şiir sevmezsin? Şiir sevmezmiş. Şiir sevmezmiş! Hayır, sen beni sevmezsin. Ama seversin de. O yüzden hâlâ biraz mavi de var sende. Mavi benim anladın mı? Nerede bitireceğimi bilmek istemiyorum. Yine başa sarıyorum.

    Not: Bu yazıyı paylaşmak zorunda değilsin. Ne yapacağında da serbestsin. 

Xoxo, gossip girl.

Oh be, eski Kartal geri geldi!

Samimi ve deneysel.










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Necronomicon

Daha önce hiç söylenmemiş ne söyleyebilirim?       Çok yorgunum. Ve çoktan kayboldum. Artık ilhamımı da yitirdim sanırım.  Yaşamak falan da istemiyorum. Karanlık bir çukur var içimde, evrendeki en ağır nesne. Işığımı yutar, beni çeker içine. Sonsuza kadar sürüklenir, atomlarıma kadar ezilirim. Bugün yine griyim. Koca bir hayat boyunca yaşadıklarımı küçücük bir hisse sığdırıp nasıl tarif edeyim? Bu yüzden belki de susmak en iyisi. Çünkü ne kadar konuşsam o kadar anlamayacaksın beni. Yine de anlatmak geliyor içimden sana, ne yapayım? Seni yazmak bir çeşit nekromansi.       Yokluğuna dayanamayıp devrilir tümcelerim. Öyle olmasa, yani sen olsan, o zaman ben bile mutlu olabilirim. Dünya acılarla dolu bir yer olmaktan çıkar; yaşamak bundan böyle sadece ıstırap değil. Senden çocuğum olsun isterim. Adını Yaz koyarım. Adını içimdeki karanlığa doğan güneşten alır. O doğduğunda gün doğar; ışık olur. Bak gördün mü, artık yaşamamın bir anlamı var! Ölmeyi...

Bohem Yalnızlığı

    Sen yaz düşüsün çocukluk aşkı. Gecesi başka; fezadaki yıldızların her biri, sana giden yollarda ekmek kırıntısı. Bir meltem eser, yahut burnumda ıhlamur ağaçlarının kokusu. Hikâyeler bana seni anımsatır, kahramanları sen. Nasıldı o şiir söyle; bir şehir gider benden sen gidersen...      Gündüzü başka, şarkılar seni hatırlatır. Kimse bilmez gerçeği, aşk bu yüzden Fransızca'dır. Siyah beyaz ve elegant. Sen yapbozun kayıp parçası, saklanan bir paskalya yumurtası. Biraz da alıngan. Kirpiklerine söyle kırpılmasınlar, canımdan edecekler beni canımdan.     Sabaha karşı kalem bırakır bileklerim. Gün doğmadan uyuman gerek, tan ağarsa uyuyamazsın. Tüm kalelerim zapt edilir, ordularım dağılır. Teslim olurum sana bilfiil, harap ve bitap. Seni sevmek vatan müdaafasıdır. Bense kuvva, sen eşkıya diyeceksen isyan etmem mi sandın? Ah o incecik dudakların olmasa seni görürdüm. Ya istiklâl mücadelesi verirdim uğrunda, ya ölürdüm!       Seni özgürc...

Pazar Kahvaltısı

      Hâyâllerimi inşa ettiğim yer burası; ve özümün şekillendiği... Gittiğim en uzak mesafeleri bile buraya göre ölçerim hâlen. Çünkü bu yer dünyamın merkezi. Beni son tanıyan büfeci de öldüğünde kapanmış dükkânı. Sürdürebileceğim sadece nostaljik bir romantizm. Göz alıcı sokak lambalarının altına yağmur çiser, sabahları ufuklarına sisler çöker. En beklemediğim anda hatıranla karşılaşırım.      Yollar da çehresiyle birlikte değişir şehrin. Biraz da çirkinleşir tabii, sanki dünyanın en güzel yeriymiş gibi. Ah, siz onu bir de benim gözlerimle görseydiniz! Gözlerim mi daha gençti yoksa başımdaki kavak yellerinden mi? Aralık sonunda, eski sevgili, sokaklarına yaz 'ı getirirdi. Ailecek oturulup bir pazar kahvaltısı edilirdi. Ben, seni hep daha çok severdim! Sen bana bunları yazdırabileceğini bilmezdin. Bir zamanlar burası kendimi ait hissettiğim bir yerdi. Artık o kişiye benzemiyorum dahi.     Yarım kalan tüm yazılarımın devamı bu. Şehrin sokaklarında...