Yağmurlar yine yağar, sevdiğim kadınlar geçerken zihnimin caddelerinden. İçlerinden birkaçını hepsinden çok severim kelimelerin. Bu yüzden kenti siyah ve beyaza boyarım, klasik filmler ve rüyalara özenerek. Uğultular ve mırıldanmalar bezenir birbirine; şiirler, melodilere karışır. Şu yumruk kadar organ davullarla yarışır, sen belirirsin köşelerden birinde. Ömrümden gidersin sokaklarımdan geçerken. Sessizlik, alacaklı gibi gırtlağıma yapışır. Yutkunamam! Nefeslerin kimi papyon gibi düğümlenir boynuma, iliklenir yakama; kimi sökük bir kravat gibi sarkar koynumdan. Deli derler görseler, görmezler ya; bunlar benim sokaklarım. Kuş uçmaz, kervan geçmez. Sen geçersin bazen, karşıdan karşıya. Seni ilk kez orada görürüm. Hikâyem böyle başlar... Zarafet ve mükemmel pozitifi çağrıştırır. Neden? Kimse bilmez. Güzele dair bir algısı vardır herkesin, benimki sensin. Sana daha ne kadar böyle peynir kokan iltifatlar ederim tahmin edemezsin. Klişeler ve kötü çevir...
Mila, genç bir denizkızı nın ismi. İnsan yaşıyla en az üç yüz. Denizin açıklarında yaşar. Kayalıkların üzerinde oturur ve şarkı söyler. Ne yaparsam yapayım sevmeyecek beni. Hayat, bir yerden sonra özlemekle geçecek. Kişileri... Yerleri... Ve hatta geçmişi. Bunları da değil esasen, o hisleri. Değişim hayatın doğasında var. Güzel, aynı zamanda acı. Özlemekse kaçınılmaz! Çiçeklerin derdinden böcekler anlamaz. Böceklerin şarkısını kuşlar söylemez. Her birimiz farklı bir can taşırız. Yaş otuz üç, kimine göre yolun sonu. Otuz beş için kağıt gerekli. Altmışta süpernova ve master ! Elementlerin lordu olacaksan astronomi ve uzayı tanıyacaksın. Kimse anlamayacak dilinden. Hoş, anlamak isteyen de az ya. Neyse, sen yine de yaz! Boşver, kızma onlara. Seni sen bile anlamıyorsun ki bazen. İlle birine kızacaksan TDK'ya kız. Birleşik kelimelerden bihaberler. Savaş açıyorum hepsine, bu ilânıdır! Ya da, boş ver ! Bırak onlar kazansın. Senin işin...