"What can I say that hasn’t been said before?" I am so tired. And I lost myself long before. I think I’ve lost my inspiration too. I don’t really want to live anymore. There’s a pitch-black hole inside me, the heaviest object in the universe. Devours my light, pulls me inward. Crushes me down to my atoms. Today, I am grey again. How can I compress everything I’ve lived through in an entire life into a single feeling, and describe it? Maybe that’s why silence is best. Because the more I speak, you’ll understand me less. And yet, I feel like telling you, What can I do? "Writing you is a kind of necromancy." Without you, my sentences collapse into broken syntax. If it weren’t like this, if you were here… Then even I could be happy! The world would cease to be a place full of suffering; Living would no longer be nothing but pain. I would want to have a child with you. Summer would be her name. She would be named after the sun rising into the darkness inside me When ...
Yağmurlar yine yağar, sevdiğim kadınlar geçerken zihnimin caddelerinden. İçlerinden birkaçını hepsinden çok severim kelimelerin. Bu yüzden kenti siyah ve beyaza boyarım, klasik filmler ve rüyalara özenerek. Uğultular ve mırıldanmalar bezenir birbirine; şiirler, melodilere karışır. Şu yumruk kadar organ davullarla yarışır, sen belirirsin köşelerden birinde. Ömrümden gidersin sokaklarımdan geçerken. Sessizlik, alacaklı gibi gırtlağıma yapışır. Yutkunamam! Nefeslerin kimi papyon gibi düğümlenir boynuma, iliklenir yakama; kimi sökük bir kravat gibi sarkar koynumdan. Deli derler görseler, görmezler ya; bunlar benim sokaklarım. Kuş uçmaz, kervan geçmez. Sen geçersin bazen, karşıdan karşıya. Seni ilk kez orada görürüm. Hikâyem böyle başlar... Zarafet ve mükemmel pozitifi çağrıştırır. Neden? Kimse bilmez. Güzele dair bir algısı vardır herkesin, benimki sensin. Sana daha ne kadar böyle peynir kokan iltifatlar ederim tahmin edemezsin. Klişeler ve kötü çevir...